Prev

Next

Yeni Bir Yaşam Standardı: Inistanbul Bilindiği gibi İstanbul’da son yıllarda sayısız konut projesi hayata geçiriliyor. Kimisi İstanbul’un ücra bir köşesindeyken kimisi de tam merkezi bir yerde stratejik bir konumda bulunuyor. İş GYO ve Nef’in İnistanbul Gala projesi de, bu kapsamda oldukça büyük önemli bir nokta olan Topkapı’da hayata geçiriliyor.. Daha önceki Nef projelerinde uygulanan ve bu projede de yer bulan Foldhome sistemi ile bir eve sığmayacak tüm alanların bir arada olduğu bir düzen oluşturuldu... Topkapı’da inşa edilecek İnistanbul Gala, önemli şirketlere, alışveriş merkezlerine...

Devamını Oku

Limonata Öyle Yapılmaz Böyle Taze Sıkılır! DİMES LİMONATA. Taze sıkılmış limondan, ev usulü limonata. Türkiye’nin ilk meyve suyu markası DİMES, gerçek ev usulü limonata yapmak için, ev ev tüketicileri ziyaret ederek onlardan limonatayı nasıl yaptıklarını dinledi. 57 yıllık meyve uzmanlığını tüketicilerden aldığı bu tarifler ile birleştirerek DİMES LİMONATA’yı hazırladı. DİMES, özenle toplanılan limonları, bekletilmeden 24 saat içinde işliyor. Konsantre etmeden, taze sıkma limon suyu olarak ve hiçbir koruyucu katkı maddesi eklemeden şişeliyor. Bu nedenle, DİMES LİMONATA piyasadaki...

Devamını Oku

Doğuş Otomotiv Trafik Hayattır! Araç kullanırken telefonla konuşmayın, hayatı susturmayın! Çünkü Trafik Hayattır! Hayatımızın en önemli unsuru haline gelen trafik güvenliği konusunda farkındalık yaratmayı hedefleyen ve örnek uygulamalar geliştiren Trafik Hayattır platformu iletişim faaliyetlerine ara vermeden devam ediyor. Toplumsal sorumluluk alanı içerisinde trafik güvenliğine öncelikli olarak önem veren Doğuş Otomotiv, Trafik Hayattır ile trafikte saygı kültürünü yaygınlaştırmayı hedefliyor. Trafik güvenliği konusunda Türkiye’nin en istikrarlı kurumsal sorumluluk markası...

Devamını Oku

Sustainable Brands 2015 İstanbul İçin Geri Sayım... Sustainable Brands 2015 İstanbul İçin Geri Sayım Başladı 26-27 Mayıs tarihlerinde global Sustainable Brands buluşmaları kapsamında ‘How Now’ teması ile gerçekleştirilecek olan Sustainable Brands 2015 Istanbul, bir kez daha marka, inovasyon, yeni trendler, değişen müşteri davranışları ve sürdürülebilirlik konularında ilham almak, fikir alışverişi yapmak ve bilgi edinmek isteyen profesyonellerin buluşma adresi olacak. Dünyanın en önemli 50 konferansı arasında gösterilen global Sustainable Brands buluşmalarının İstanbul ayağında; ilişki ekonomisinde...

Devamını Oku

Soma’daki “Toplumsal Dönüşüm Projesi” Onlarla... Soma İçin Bir Olduk:  Gizli Kahramanlar Allianz Türkiye, sivil toplum örgütleriyle el ele vererek, bölgede etkilenen vatandaşlara ulaşabilmek, onların yaralarını sarmak ve yeni başlangıçlarını desteklemek için Soma’daydı. Soma’da 2014’te gerçekleşen ve ulusumuzu derinden sarsan maden faciasının ardından, Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği (APHB) ve Bilim Kahramanları Derneği (BKD) ile işbirliği yapılarak “Allianz SomaDA”yı (Soma Dayanışma Ağı) geliştirdi. Fatma Çavuşoğlu, Mehmet Kocapınar, Gamze Akarca, Afetlerde Psikososyal Hizmetler...

Devamını Oku

twitter



Yorum yapmaya ne dersin?

Warning: mysql_query(): Access denied for user ''@'localhost' (using password: NO) in /home/akbalixc/public_html/blog/wp-content/themes/akbalix/single.php on line 16

Warning: mysql_query(): A link to the server could not be established in /home/akbalixc/public_html/blog/wp-content/themes/akbalix/single.php on line 16

Warning: mysql_query(): Access denied for user ''@'localhost' (using password: NO) in /home/akbalixc/public_html/blog/wp-content/themes/akbalix/single.php on line 17

Warning: mysql_query(): A link to the server could not be established in /home/akbalixc/public_html/blog/wp-content/themes/akbalix/single.php on line 17

Warning: mysql_fetch_assoc() expects parameter 1 to be resource, boolean given in /home/akbalixc/public_html/blog/wp-content/themes/akbalix/single.php on line 17

Alevilerde (Kızılbaş) Mum Söndü Nedir? Mum Söndü Nasıl Başlamıştır?

159

Kategori : Yaşam


Yazı Bilgileri: Bu yazımız kere okunmuştur.

Öncelikle yazımız iki kısımdan oluşacak. İlk kısımda Alevilik ya da diğer adıyla Kızılbaşlarda günümüzde bilinen anlamıyla Mum Söndü olayını ele alacağız sonrasında ise İskender PALA tarafından kaleme alınan ve Mum Söndü olayının nasıl başladığını anlatan yazıyı sizlerle paylaşacağız.

Aslında en fazla yanlış bilinen tabirlerden birisidir “Mum Söndü” tabiri. Birçok kişi Mum Söndü olayını Alevilikte bir ibadet olarak görürler.

Ortaya atılan söylentilere göre Mum Söndü olayı, İbadet halinde olan Alevilerin Erkek ve Kadınlardan oluşan bir odada iken ortamın tamamen karanlık bir hale getirilmesi ve o karanlık ortam içerisinde birbirlerini görmeden ve kim olduğunu bilmeden birbirleriyle ilişkiye girmesi olarak söylenir.

Diğer bir anlatım tarzında ise birbiriyle hiçbir şekilde bağı olmayan iki bakir genç kızı ve erkeğin aynı odada bırakılarak karanlık ortamda ilişkiye girmeleri olarak ele alınır.

Ancak bu söylemlerin ikisi de tamamen yanlış bir tanımlama olup, bir anlamda Alevilik ya da Kızılbaşlık merkezinde yaşayan insanlara yapılan bir hakarettir.

Peki, nedir bu Mum Söndü olayının. Bunu size iki farklı şekilde sunmamız mümkün.

İlk sunacağım örnek aslında bir düşünce ancak ikincisinde sunulacak olan bilgi (İskender Pala tarafından açıklanan bilgi) daha akla yatkın ve mantıklı.

Mum Söndü gerçekte nedir. Bu soruya birçok kişi Osmanlı Devleti döneminde Yeniçeri Ocaklarının Alevileri dinlerini yaşamalarını engellemeye çalıştıkları, bu sebeple Alevi olarak damgalanılan evlere geceleri baskın yaparak dini vecibelerini yerine getirmeye çalışıp çalışmadıkları kontrol edildiği söyleniyor.

Bu sebeple Yeniçeriler evlerine yaklaştıklarında Aleviler evdeki mumları söndürmekte ve ibadetlerine o şekilde devam etmekteymişler. Bu sebeple Mum Söndü lafı ortaya atılmış.

Ancak bu noktada Osmanlı Devletinin halkına her zaman ibadetlerini açıkça ve hiçbir kısıtlamaya mahal vermeden yapma hakkı tanıması gibi bir durum yok sayılıyor ve buna bağlı olarak Osmanlı Devletinin sanki sadece kendi belirlediği dinleri halkının yaşamasına izin verdiği görüşü ortaya çıkıyor.

Konu hakkında eski kaynaklara bakmamda bu konuda bana somut bir delil vermediği için ilk seçeneği es geçiyorum. Ama aşağıdaki yazıyı okumanızı öneriyorum. Bana göre daha mantıklı olan açıklama budur.


İskender Pala ve “Kızılbaşlık ve Mum Söndü” Başlıklı Yazısı…

Anadolu Aleviliğinin tarihsel süreçteki adı Kızılbaşlık’tır. Bu kelimenin içini dolduran anlam yüzyıllar içinde değişmiş, bir zamanlar “Kızılbaşlık gibi unvanımız var” diye övünülen bir isim iken bugün saklanan bir kimlik haline dönüşmüştür.

Alevilere neden Kızılbaş denildiğine dair pek çok rivayet vardır. İsmin kökenini Uhud harbinde Kâinatın Efendisi Muhammed Mustafa’yı savunurken on altı yerinden yaralanıp başlığı al kanlara bulanan Hz. Ali hakkında kullanılmış bir tabir gibi gösterenler yanında, Şamanların kızıl bir başlığa bürünerek ayinlerini yönetmelerinden dolayı işi İslam öncesi dönemlere götürenler vardır. Bu iki uç görüş arasında Kızılbaş adına yorum getiren daha pek çok rivayet mevcuttur. Bu rivayetler günümüz Aleviliğinin çeşitliliğini ve makasın uçları arasındaki geniş yelpazeyi de işaret etmektedir. Yani Kızılbaşlığı Sünni İslam dairesine yaklaştırarak namaz kılıp oruç tutan bir Alevilik ile “Ali’siz Alevilik”i savunarak İslam öncesi Şamanlıkla bağlantı kurmayı tercih eden bir Alevilik arasında gidip gelen kültürel bağ. Başına kırmızı serpuş dolayan bir Alevi dedesinin “Kızıl-baş”lığı her iki uca da hükmetme iddiasında; heyhat!..

Kızılbaş adı Şah İsmail döneminde yaygınlaşıp resmileşmiş ve tarihsel süreçte bir övünç vesilesi olmuştur. İsmail’in babası Şeyh Haydar, Erdebil tekkesi müritlerine on iki dilimli kızıl bir taç giydirip kızıl sarık sarmaya başladığında müritlerini manevi derecelerine göre tasnif edip aynı kızıl başlığı sarıklı veya sarıksız olarak giydirmiştir. İsmail bu uygulamayı devam ettirmiş, şeyhliğini şahlığa tahvil edince de askerlerine, halifelerine, dai ve nökerlerine aynı kızıl başlığı giyindirmiştir. Güçlü bir devlet olup da II. Bayezid ile yaptığı andlaşma gereği askerlerini Anadolu’dan Suriye’ye geçirdiği vakit Anadolu’daki mürit ve muhipleri de kızıl başlık kullanmaya başlamışlar, Yavuz Sultan Selim döneminde de bunu bir kimlik göstergesi saymışlardı. Anadolu Aleviliğinin “Kızılbaş” adını kullanması ve diğerlerinin de onları bu adla anması o yıllarda başlamış, kızıl başlıklar ile beyaz başlıkların savaşı olan Çaldıran’dan sonra da yaygınlaşmıştır. Zaten Türkler arasında başa takılan başlıklara izafeten boy ve oymak isimleri eskiden beri kullanılmaktaydı. Siyah başlık (papak, kalpak) giydikleri için “Karakalpak” veya “Karapapak” diye anılan Türk boyu veya Anadolu’da “Karabörk”, “Karabörklü”, “Kızılbörklü”, “Akbaşlı” ve “Akbaşlar” diye adlandırılmış eski köyler bunun örneğiydi. Keza XVI. yüzyılda Özbek askerleri yeşil başlık kullandıkları için “Yeşilbaşlar”, Karakoyunlular kara başlık kullandıkları için “Karabaşlar”, Osmanlı askeri de beyaz başlık kullandığı için “Akbaşlar” olarak anılabiliyordu.

Şah İsmail’den Sonra Ne Oldu?

Kızılbaş adı bir hakaretin adına dönüştü. Birisine Kızılbaş denildiğinde onu aşağılama ve hamiyetsizlik iması öne çıkar oldu. Osmanlılar döneminde bu adı hakaret için kullananlar daha ziyade resmi ideolojinin temsilcileri idiler ve Kızılbaşlık düşüncesiyle mücadele için bunu yapıyorlardı. Onlara göre, durmadan isyanlara kalkışan, durmadan devletin başına çorap ören bu gruba karşı yaptırım ve cezaları haklı gösterecek bir zemin gerekiyordu. Gel gelelim, ötekileştirme çabası bilhassa Cumhuriyet’in ilanını takip eden yıllarda daha da arttı ve Kızılbaşlık gayr-i ahlakî bir tavır ile tanımlanır oldu. Bunun en belirgin göstergesi de “mum söndü” safsatasıyla örtüştürülerek halkın dimağlarına kazındı. Oysa “mum söndü” ifadesi, Kur’an’ın dışlandığı, imanın içinin boşaltıldığı, tekkelerin kapatıldığı, ibadetlerle birlikte dinî zikir ve tasavvuf adabının yasaklandığı, ibadet esnasında jandarma korkusuyla kapılara nöbetçilerin, sokak başlarına erketelerin konulduğu dönemin anılarını taşıyordu ve anî baskınlara maruz kalmamak için gizli kapaklı semah yapan Kızılbaş grupların bunu ancak mum ışığında yapabilmeleri ve yakalanacakları haberi gelir gelmez, yahut her dinî grup gibi kapıları dipçikle dövülmeye başladığında mumları söndürüp ortamı gizleme gayretlerine yakıştırılan suçlamanın adıydı. Tarihsel süreçte ise böyle bir suç bulunmamaktadır. Nitekim Osmanlı’nın hukuk sisteminde kriminal olayların kafa kâğıdı sayılan kadı sicillerinde buna örnek teşkil edecek dava ve hükümler yer almaz.

Kızılbaşlık geleneğinde mum ile semah ilk kez Şah İsmail ile Kalender Çelebi’nin mülakatlarında gündeme gelmiş, ikisi bir mum yakarak semaha kalkmışlar, mum sönesiye kadar (o zamanki mumların patates misali yamru yumru olduğu ve yaklaşık iki saat kadar yandığı bilinmektedir) vecd halinde dönmüşler ve sonra bitap düşmüşler. Bilahare bazı Kızılbaş gruplar arasında mumlu semah uygulaması kısa bir süre Şah İsmail sünneti olarak tatbik olunmuş, sonra terk edilmiş (Yeni çıkan Şah & Sultan romanımda bu konunun teferruatı anlatılmıştır).

Bana göre Türkiye’mizde barış ve huzur içinde yaşamanın yolu dayatmaları ortadan kaldırmaktan geçiyor. Ermeni, Kürt veya Alevi, başörtülü veya ateist, herkes kendi kimliğine uygun hayatı yaşayasıya kadar karşılıklı anlayış, saygı ve özgürlük ortamını desteklemek zorundayız. Ta ki bir Alevi kendisini “Kızılbaş” olarak tanıtmaktan utanmasın, hatta gurur duyabilsin. Bir “Alevi Açılımı”ndan söz edilecekse bunu başarmak durumundayız.

Yazı Kaynak : http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazarno=1040

Bu Yazı Bügün 25 Kişi, Toplamda ise 204.233 Kişi tarafından okundu

     Benzer Yazılar:


Yorumlar (159)

Arkadaşlar ben gazi mahallesinde oturuyorum. Gazi halkının %95alevi bunların %90ateist deist namuslarına düşkün değil ve pis insanlardır. Hepsi siyasi takılır devlet düşmanlarıdır bunlar. Bunları gördükçe Alevilerden çok soğudum Allah affetsin..

Dam üstünde saksağan gel bize bazı bazı

Dans ederek allaha ibadet ediyolar töbe yarabbi töbeeee size ezilmek müstahak daha bu dünyada ezilmediniz öbür dünyasında görcem sizi ben asıl ezilmeyi orda görceksiniz ama iş işten geççek:)

Arkadaş oruç tutarlar su içmezler çay içerler sanki onun içinde su yokmuş gbi acayip acayip uydurmasyon inanç nasıl bişeysiniz arkadaş siz

Yav bırakın bu işleri alevilik diye mezhep yok bi kere bide kendilerini koruyolar ya hep neymiş ezilmişler belediyeyi sömürdünüz be millet sizin yüzünüzden işe giremiyo işe.camiye girmiyolar hz ali öldü diye ulen insan daha cok camiye gider mezarlıga gidiyonuz ama ya nasıl olcak işinize geleni yapmak sizin inancınız bukadar allah yukarda merak etmeyin görüyo

kendini müslüman sanan zavallilar,hz aliyle beraber onun yolunda gitmektense, muaviyenin yolunu sectiniz,yezidin yolunu sectiniz.o yüzden yezitsiniz siz, o yüzden sizin dininize artik inanmiyorum.siz hz muhammedin torunlarinin kellesini kesip top oynadiniz, siz hz muhammedin kanini akittiniz. sizin dininizde imaninizda batsin.allahin elcisinin kanini akittiniz yezitler sizi.

Mumsondu Yahudilere aittir ..

Yorumlari okuyorumda cahillik akiyor insanlarin ağzından mum sondu diye birşeye inananlar var bir arastirin be cahil yobazlar mum sondu diye olmayan seylere inanan insanlar ademin kizini becermesini habil ve kabil in kardeslerini becermesine ses cikarmiyor ademin ogullari müslüman degil mi ve gercekte olan birsey degil mi bu bunu tartisin bence bu kesin bi bilgi

iki tarafında yazılarını okudum en dikkat çektiğim noktada yukarıda bir sünni kardeşimize, alevi kızı vermemişler? burada alevilerde hepimiz kardeşiz, 72 toplumuda gözden geçirmişiz denilmekte, peki neden sünniye kız vermiyorlar bunda yanlış olan nedir sadece bunu anlamadım ?

Yorum Alanı